

“Benim ‘biz’ haline gelebilmem için, önce ‘ben’ olmam gerek.” Irvin Yaloom
Güneş dahil beş gök cisminin birden Kova burcunda toplandığı ve Aslan’daki Ay’ın tek başına bu kalabalığı karşısına aldığı bir gökyüzü var bu akşam.
Pluto & Mars kavuşumunun Kova’daki bu toplaşmayı domine etmesi ve Mars’ın Uranüs ile gizli sert kontağı, içimizde yükselen bir sıkışmanın ansızın volkanik bir patlamaya dönüşebileceğine işaret…
Bu sıkışıklık, sürüden kabul görme gayreti ile sahte bir güç gösterisi ardına gizlenerek kendi duygu ve isteklerine yabancılaşmanın gerginliği olsa gerek.
Aslan’daki Ay, ateş elementini tek başına taşıyor, dolayısıyla öfkenin ve dramatikliğin dozu oldukça yüksek. ‘Tribüne oynama’ diyebiliriz buna kısaca.
Evet Aslan’daki Ay, tek başına Kova’daki dizilimi karşısına alıyor; lakin, Ay’ın ipini yine Kova’daki Güneş tutuyor; içinde bulunduğumuz topluluklara, sosyal medya takipçilerine, bize ihtiyaç duyduğunu sandığımız, ancak esasen bizim ihtiyaçlılığımızı örten kalabalıklara kükrüyoruz durmadan: ‘ben bilirim, ben çok iyiyim, ben kendime yeterim, yoo ben güçlüyüm, bakın hiç acımadı…’
Bu anlamsız nümayişin sebep olduğu içsel baskı gün gibi ortada: gerçek anlamda özgür olmak istiyoruz. Sistem, çevre ya da toplum dediğimiz hapishanenin demirlerini kırmak, bizi hakikatimizden ve yüreğimizde delicesine kabaran tutkulardan fersah fersah uzağa savuran her şeyden kurtulmak istiyoruz.
Şimdi ve hemen!
Ay, neredeyse tüm gezegenlere karşıtlık kurarken, omurgamızdan yukarı hızla taşan arzularımız ile yıllarca inşa ettiğimiz kimliğimiz, mantığımız, değerlerimiz ve dahil olduğumuz sürü tarafından bizden beklenenler arasında kalıyor, galibi olmayan bir düelloya itiliyoruz. Galibi yok, ama arada kalırsak mağlubu biz olacağız. ‘Her şeyi kaybedermişiz’ gibi görünen bu ikilemde, ‘aslında kaybedecek pek bir şey yokmuş’ noktasına gelmemiz an meselesi.
Venüs, Merkür ve Mars dolunay anında Güneş’ten ‘yanık’. Otoriteleri yok; Güneş’in yani egonun boyunduruğuna girmişler. Bu, Kova olunca toplumsal bir ego. Benden beklenenler, yapmam gerekenler, düzen getirmem, revize etmem, vizyonumla yön vermem gerekenler, bana ihtiyaç duyulan alanlar, ötekiler namına yapılacak bir dolu şey…
Oysa BEN dediğim her ne ise, BİZ’den evvel kurulmalı, özümsenmeli, kabul görmeli. Ve bu tamamen içsel bir süreç. Bir nevi, ben’le ben arasında bir mesele.
Kendi yaralarını kapatmak için başkalarının yaralarına koşuyorsan,
kendi gözyaşını yutup başkalarınınkini siliyorsan, herkesin yardımına koşup özünün çığlıklarına sağırlaşıyorsan, üzgünüm, sen güçlü değilsin. Sen aşırı verici değilsin, sen kurtarıcı değilsin, sen şifacı değilsin. Kendi sesini bastırmak için, müziği son ses açıyorsun, o kadar.
Sen kendini görmüyor ve duymuyorsun; bebeğinin canhıraş ağlayışını duymayacak bir anne var mıdır, peki sen neden kendi ihtiyaçlarına, kendi gözyaşlarına, kendi şefkat arzuna bu denli kulak tıkıyorsun?
Bu dolunay, ‘birileri uğruna’ neden kendine yabancılaştığını sorgulatacak.
‘Özgürüm’ derken, o başkaları denen kodeste neden sıkışıp kaldığını…
‘Güçlüyüm’ derken, sıradan insan olma hakkından neden mahrum kaldığını…
‘Hallederim’ derken, kendini neden daha kolay yollara sapmaktan alıkoyduğunu…
Görmüyor musun, kendini olduğun gibi, tüm orijinalliğinle, en sıradan ve insan yönlerinle, tüm zaafların ve kırılganlığınla ortaya koyamaman, gerçek bağlar kurmana engel oluyor. Sahneye çıkıyor ve kalabalığın kuru gürültüsünden kendi sesini duyamıyorsun. Bir oyuncu gibi, sana biçilen rolleri oynamaktan, has, hakiki, özgün ve belki de vahşi olan doğana yabancılaşıyorsun.
Artık içinde olduğumuz toplumda ya da en basitinden sosyal medyada, daha çok, hakiki sesi, rengi ve varoluşu ile yeni yollar açacak insanlara ihtiyaç var.
İki hafta sonra Kova’da ilk Güneş Tutulması var. Temmuz’da Kuzey Düğüm Kova’ya geçiyor. Artık ‘show business’ devri kapanıyor. Ne ise o olduğunu cesurca ortaya koyan, gerçek tutkularının peşinden koşan, ‘kim ne der’ tuzağından, ‘beğeni sayısı’, ‘yorum silsilesi’ yemlerinden azade orijinalliğini her ne pahasına olursa olsun gözler önüne koyan insanlara ihtiyaç var.
Herkesin gittiği yoldan gitmemek ama yaşlı, yorgun ve yalnız bir aslana da dönüşmemek; tutkuyla, ateşle, cesaretle olduğumuz gibi olabilmek mümkün mü?
Bu dolunay, önümüzdeki tutulma hattının bir ön hazırlığı gibi; önce kendimize, sonra çevremize bu dürüstlüğü borçlu olduğumuzun farkına varamazsak, büyük güç kayıpları bizi bekleyebilir.
Yükselende Akrep’in yöneticisi Mars, Ay ve Pluto ile kontraparalelde; ne isek o olamamanın ve gerçek tutkularımızı terk etmenin bedellerini ait olmadığımız bir yerde bulunarak ve anlamsız güç savaşlarına çekilerek ödemek… Öfkeyle kalkanın zararla oturacağı çok aşikar bir tablo içerisinde, üstelik.
Şimdilerde gökyüzü tüm devinimleriyle buram buram ‘cesaret!’ diye haykırırken, ilk ve en öncelikli olarak, ‘olduğumuz gibi’ olmak için cesaret gösterebiliriz.
Yüreğimizin derinlerinde nasılsa, öyle.
Sevgiyle ve ışıkla💙
01.02.2026